29 Ocak 2012 Pazar


Buffalo 66 da Christina Ricci'nin dans sahnesini tekrar izlerken deviantarta koyduğum fotoğraf aklıma geldi. Kuşadası'nda bi arkadaşım bana Wednesday diye sesleniyor. Ben de ona Fester diyorum. Addams Family ayakları falan. Acaip amerikan hissediyoruz kendimizi o zaman. Wednesday ismini beni benzettiği için takmıştı bana. Ama sonra ben asıl Wednesday'i buldum. Annem. Soldaki fotoğraf Christina Ricci nam-ı diğer Wednesday, sağdaki ise annemin ortaokuldaki hali. Ben de anneme benzediğime göre arkadaşım pek yanılmıyor ama, gerçek Wednesday annem bence.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Oyuncular amatör, yaşananlar gerçek.

"Gerçeğe kurşun izlemez"
Bazı gazetecilikler, ölümüne şahit olduğun arkadaşının fotoğrafını çekmeni gerektirir. Çok gerçektir, yüzeysel değil, uzaktan değil, ironi yaptığınızı sanarak kelimeleri alt alta yazmak hiç değildir. Bu yazıyı yazmak uzun zamandır aklımdaydı kısmet bugüneymiş, belki 24 ocak '93 Uğur Mumcu suikastı, belki 8 Ocak '96 Metin Göktepe, belki 19 Ocak '07 Hrant Dink.. sol'u, vicdan'ı ve gazeteciliği akla düşüren her neyse..
Press filmini, bu sene Gelecek Uzun Sürer'i nasıl beklediysem geçen sene de öyle beklemiştim. Bu tarz filmler, yani gişe filmi olmayan, belki hoşunuza gitmeyecek konulara çomak sokan, bu yüzden de ilginizi çekmeyecek filmler genelde sinemalarda fazla durmaz. Bazen bulunduğunuz şehre gelmez bile. Ben Press filmini 13. Uluslararası Eskişehir Film Festivali'nde izledim. Neyse ki benim böyle bir şansım vardı. Oyuncular pek de tanınmış simalar değil, uzun bacaklı kadınlar, adonisli erkekler yok belki ama buz gibi gerçekler var. (adonisli erkekler, uzun bacaklı kadınlar alınmazsa sevinirim. Ayrıca adonisli erkek okuyanım varsa burası kastı msn var mı) Trollük bir yana, zaten romantik komedi filmi izlemeye gelmedik, değil mi? Ne izliyoruz derseniz, bu filmde Diyarbakır'da Özgür Gündem gazetesini çıkarmaya çalışan gazetecilerin gerçek gazetecilik öyküsünü, 90'ların başındaki fakat bize hala çok da uzak olmayan baskıları görüyoruz. Aynı zamanda 18 yaşındaki bir çocuğun öyküsü. Şu yazıyı geçen sene izlediğimde sıcak sıcağına yazsaydım belki çok daha yoğun duygularla ve daha iyi bilgi vererek anlatabilecektim. Bu geç kalınmış bir yazı. O yüzden okuyanlar üzerinde duramadığım yerler için ya da yanlış olduğunu düşündüğü şeyler için kusuruma bakmasın. Filmde tek kadın oyuncu var. Bazı sahnelerde espri konusu olan, kocaman gözlükleriyle gazeteci bir kadın. Bir röportajda filmin yönetmeni Sedat Yılmaz'a tek kadın oyuncunun olduğu, gerçekte de böyle mi olduğu soruluyor. Yılmaz ise bu konunun eleştirildiği ama yaptığı araştırmalarla 90'lardaki gerçeğin böyle olduğunu söylüyor. Hatta daha vahim olduğunu. Geçen sene filmden sonra söyleşide bir izleyici neden Kürtçe altyazı olmadığını sordu, belki izleyip aynı şeyi düşünenleriniz vardır. Sedat Yılmaz'ın cevabı uluslararası bir film festivali olduğu için bunu sadece İngilizce, yer yer Türkçe altyazıyla kullandıklarını söyledi. Yani benim hatırladığım bu. Cevap pek tatmin edici gelmedi gibi. Ayrıca filmdeki vurucu müzikten de bahsetmeden edemeyeceğim. Filmden sonra geldiğim gibi arayıp bulduğum, Ciwan Haco'nun Diyarbekir'i. Youtube'da yorumuyla Türkçe sözlerini paylaşan arkadaşa teşekkür ederek de sözlerini paylaşarak bitiriyorum yazıyı.


"kazıdım adımı diyarbekir burçlarına yıldızlar boynu bükük gökteyken ve ney ve kaval ve tanbur ve davul ve zurna soğuduğu zaman ve nehirler uğuldamazken yataklarında, baştan sona süsen ve papatya ve reyhan tomurcuk açmazken daha. koyu karanlıklar keskin ve derin hıçkırarak, vahşi bir böğürtüyle kaygısız, hesapsız, çöküyor sendeliyordu yurdumun üstünde hâlâ çelik bir ruhla kazıdım adımı kazıdım adımı diyarbekir burçlarına."






İyi geceler.